Aile ve Kadın
Arama:
Ahlak Bilgileri  >  Tatlı dil ve güler yüz  
 
Yazıcı için   Yazı boyutunu büyütmek için     
Tatlı dil ve güler yüz

 

Sual: Güler yüz ve tatlı dilin önemi hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Müminin alameti güler yüzdür. Münafığın alameti çatık kaşlı olmaktır. Allahü teâlâ ihsan ettiği nimeti göstermemizi sever. Müslüman olmak nimetini nasıl göstereceğiz; güler yüzümüzle, tatlı dilimizle, merhametimizle, şefkatimizle.

Kâfirle mümini ayıran en mühim farklardan biri de mümin, güler yüzlü tatlı dillidir.

Tatlı dil Müslümanın şiarıdır.

Güler yüz ve tatlı dil asrın silahıdır.

Başarının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset, herkesin memnun olmasıdır.

Bir Müslümana çatık kaşla bakmak haramdır. Güler yüzlü olmayan kimse mümin sıfatlı değildir. Müslim gayrimüslim herkese karşı güler yüzlü olmalıdır.

Ölüme hazırlanan, yakın bilen, seven kimsenin bir tek alameti vardır. Güler yüz ve tatlı dil. Ölümü seven kimsenin yüzü güler. Müslüman bu dünyada gurbettedir. Müminin vatanı ahirettir. İnsan dünyada bile uzun yıllar ayrı kaldığı memleketine geldiğinde sevinir. Onun için mümin, asıl vatanına kavuşacağı için ölümüne sevinir.

Misafire en iyi ikram, güler yüz ve tatlı dildir.

Güzel ahlak; güler yüz, tatlı dil, iyilik yapmak ve kötülük yapmamaktır.

Tatlı dille konuşmayı alışkanlık haline getir. (Dili tatlı olanın dostları çok olur) demişlerdir. Ne kadar tatlı söylersen söyle, sözün yerini bilmedikçe söyleme. Çünkü yerinde söylenmeyen söz, tatlı ve güzel de olsa acı ve çirkin görünür.

Kendini sıkıntıya sokacak sözü söyleme. Bu durumda susmak daha iyidir. Güzel söz söyleyen güzel cevap işitir. İstediğini söyleyen istemediğini işitir. (Kötü söz insanı dinden, tatlı dil yılanı ininden çıkarır) derler.

Herkese, dinli-dinsiz herkese, hep iyilik yapın. Hiç iyilik yapamazsanız, güler yüzlü tatlı sözlü olun. Tatlı dil, güler yüz; hem sizi koruyan, hem de düşmanınıza dahi zarar vermeyen aksine onu ferahlandıran çok kuvvetli bir silahtır.

İslamiyet, sevgi, güler yüz, tatlı söz, dürüstlük ve iyilik dinidir.

Huzurun anahtarı tebessümdür.

Tebessüm edemeyen zavallıdır.

Tebessüm ateşinde erimeyen maden bulunmaz.

Tebessüm, bedavadır, alanı mutlu eder, vereni üzmez.

Gülümsemesini bilmek, iki cihan mutluluğuna sebep olur.

Dostlara doğru söylemeli, düşmanları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir.

Düşmanınıza iyilik edin, hediye verin. Kırıldığınız arkadaşınıza iyilik edin, sıkıldığınız insana güler yüz gösterin. Bunları yaparsanız rahat edersiniz.

Bir kimsenin veli olduğu; tatlı dili, güzel ahlakı, güler yüzü, cömertliği, münakaşa etmemesi, özürleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile anlaşılır.

Güzel ahlaklı kimse, edeplidir, az konuşur, hatası azdır, gıybet etmez, Allah için sever, Allah için buğzeder, emanete riayet eder, komşu ve arkadaşını korur. Güzel ahlaklı bir zata, kötü huylu hanımı ile nasıl iyi geçindiği sorulunca, (İyi huylu ile herkes geçinir. Marifet kötü huylu ile geçinebilmektir. Onun kötü huyuna sabredemezsem benim iyi huylu olduğum nereden belli olacaktır) dedi.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim]

(Mümin kardeşinin yanında suratı asık durana melekler lanet eder.) [Hatib]

(İyiliği, güzel yüzlü kimselerden talep ediniz.) [Beyheki]

(Mümin kardeşinin yüzüne tebessüm etmek sadakadır.) [C. Sagir]

(Din kardeşine güler yüz göstermek, iyi şeyler öğretmek, kötülük yapmasını önlemek birer sadakadır.) [Tirmizi]

(Selam verirken gülümseyen, sadaka sevabına kavuşur.) [İ.E.dünya]

(Hayrı, iyiliği, güzel yüzlülerin yanında arayınız!) [Buhari]

(Huyu ve yüzü güzel olan dünya, ahiret iyiliğine kavuşur.) [İbni Şahin]

 

Yumuşak ve mülâyim olan kazanır

İnsan davranışlarında sertlik, iticilik ve korkuyu, yumuşaklık ise, sıcaklığı, şefkati, merhameti ve sevgiyi doğurur. Korkutarak elde edilen başarı, yıkılmaya, sevgi ile elde edilen muvaffakiyet ise, artmaya, büyümeye mahkumdur. Bunun için Resûlullah efendimiz: (Allahü teâlâ refîktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri yumuşak davrananlara ihsân eder. Başkalarına vermez) buyurmuşlardır. Enes bin Mâlik hazretleri, "Resûlullah efendimize on sene hizmet ettim. Bu zaman içinde bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim" buyurmuştur. Peygamber efendimizin bu güzel hâli, Âl-i imrân sûresinin 159. âyetinde meâlen:

(Yanında bulunanlara yumuşaklık ve tatlılıkla muâmele etmen, Allahü teâlânın sana bir kerem ve rahmetidir. Eğer kötü ahlâklı olup, sert davransaydın etrâfındakiler dağılırlardı) buyurularak övülmektedir. Çelebi Cemâleddîn Efendi, hiç kızmaz, dostuna, düşmanına aynı muâmelede bulunurdu. Onun bu geniş müsâmahakâr hâlini anlayamayanlar;

-Bu kadar yumuşaklığın, insanlara karşı bu kadar tahammül ve sabır göstermenin mânâsı nedir? Diye suâl ettiklerinde; -Hilm, yumuşaklık kılıcı, demir kılıçtan, hattâ yüz zafere sebep olan kılıçtan daha keskindir, diye cevap vermişlerdir.

İyi geçinmek vâcibdir... İmâm-ı Rabbânî hazretleri de buyuruyor ki: "Allahü teâlânın emirlerini yapmak ve yasaklarından kaçmak lâzım olduğu gibi, insanların haklarını ödemek ve onlarla iyi geçinmek de lâzımdır. (Allahü teâlânın emirlerini büyük bilmek ve O''nun yarattıklarına acımak lâzımdır) hadîs-i şerîfi, bu iki hakkı yerine getirmenin lâzım olduğunu göstermektedir. Bu iki haktan yalnız birini gözetmek kusur olur. Bundan anlaşılıyor ki, insanlardan gelen sıkıntılara katlanmak lâzımdır. Onlarla iyi geçinmek vâcibdir. Kızmak iyi olmaz. Sert davranmak yakışmaz." Hazret-i Hasen ile hazret-i Hüseyin bir gün çölde gidiyorlardı. Bir ihtiyârın abdest aldığını gördüler. Adamcağız abdesti doğru almıyor, şartlarına uymuyordu. Yaşlı olduğu için, böyle abdest sahîh olmaz demeye de sıkıldılar. Yanına giderek; -Efendim, biz iki kardeş, birbirimizden daha iyi abdest aldığımızı söylüyoruz fakat buna bir karar veremiyoruz. Biz bir abdest alalım. Siz de hangimizin haklı olduğunu bize bildirin olur mu dediler. Adamcağız bu teklifi kabul edince, önce hazret-i Hasen, sonra da hazret-i Hüseyin güzel bir abdest aldılar. İhtiyâr, bunlara dikkatle bakıyordu ve sonunda; -Evlâtlarım! Abdest almasını şimdi ben sizden öğrendim meğer yanlış alan benmişim demiştir.

İbrâhîm aleyhisselâm, bir gün 200 mecûsîye ziyâfet vermişti. Ziyâfetten memnun kalan Mecûsî topluluğu, İbrâhim aleyhisselâma; -Bize ne emredersen yapalım dediler. İbrâhîm aleyhisselâm da; -Sizden bir dileğim var, buyurdu.

-O nedir? dediklerinde,

-Benim Rabbime bir kere secde etmenizi istiyorum dedi. Kendi aralarında müzakere ettiler ve; "Bu ihtiyârın ihsânları, ziyâfetleri meşhûrdur. Bunu kırmayıp, bunun Rabbine bir kere secde eder, sonra gidip yine tanrılarımıza tapınırız. Bir zararı olmaz" diye karar verip secdeye gittiler. Onlar secdede iken, İbrâhim aleyhisselâm; (Yâ Rabbî! Gücümün yettiği bu kadar! Daha fazlasını yaptırmak benim elimden gelmiyor. Bunları hidâyete, saâdete kavuşturmak, ancak senin kudretindedir. Bunlara iman nasîb eyle!) diye dua etti ve duâsı kabûl olup, hepsi iman ettiler.

Güneş mi güçlü rüzgâr mı? İnsanlara karşı sert veya yumuşak davranılması konusunda şöyle bir hikâye anlatılır:

Rüzgârla Güneş, hangisinin daha güçlü, kudretli olduğu üzerinde konuşurlar. Rüzgâr, gücüne güvenip; "Ben senden kudretliyim", Güneş de; "Her zaman kaba kuvvet işe yaramaz" der. Sonunda tecrübe etmeye karar verirler.

Rüzgâr Güneşe, "Senden daha kudretli olduğumu şimdi sana göstereceğim. Bak şu ihtiyarın paltosunu sırtından nasıl çıkartacağım, gör!" der.

Rüzgâr kuvvetle esmeye başlar. İhtiyar, açılan paltosunun iki yakasını hemen elleri ile sıkıca tutar. Rüzgâr, paltoyu sırtından bu hâliyle atamayacağını anlayınca, fırtınaya dönüşür, ama ihtiyar paltosuna daha çok sarılır. İşi sağlama almak için de düğmelerini iyice ilikler. Bunun üzerine Güneş, "Sen beceremedin, bak şimdi ben güzellikle, tatlılıkla ihtiyarın paltosunu şimdi nasıl çıkarttıracağım, gör" der. Saklandığı bulutun arkasından çıkan güneş, bir gülümsemeyle, tatlı bir sıcaklıkla ortalığı ısıtıverir. İhtiyar terlemeye başlar, sonunda kendiliğinden paltosunu çıkarır, neşe içinde yoluna devam eder... Güneş rüzgâra dönerek, "Gördün mü? Tebessüm, sıcak ilgi, nezâket ve dostluk, sertlikten kudretlidir. Gerçekte kuvvetli olmak, insanlara bir işi zorla yaptırmak değil, kendiliğinden yapacak hâle getirmektir" der.

İsâ aleyhisselâm, bir gün havârileriyle beraber Yahûdîlerin yanından geçiyordu. Oradakiler, kendisine çok kötü şeyler söylediler. Bu sözlere rağmen onlara iyi ve tatlı cevaplar verdi. Yanındakiler;

-Onlar, sana kötülük yapıyor, sen ise onlara iyi şeyler söylüyorsun dediklerinde, buyurur ki: -Herkes, başkasına, yanında bulunandan verir!..

 

 

 
Geridön
 





Dünya Namaz Vakitleri


Türkiye Takvimi


Sitemizdeki bilgiler, bütün insanların istifadesi için hazırlanmıştır.
Orjinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.