Sual: Mürüvvetin dinimizdeki yeri nedir?
CEVAP
Mürüvvet, insanlık, yiğitlik, iyilik, cömertlik, faydalı olmak, iyilik yapmak arzusu gibi manalara gelir ki, hallerin en güzeline riayet etmek demektir. Hadis-i şerifte, (Kimseye zulmetmeyen, yalan söylemeyen ve sözünde duran, mürüvvet sahibidir) buyuruldu. (Edeb-üd-dünya)
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Mürüvvet, her zaman sofrası açık olmak ve insanların işini görmek için hazır beklemektir.
Mürüvvet iffetli olmak, darlıkta ve genişlikte bol bol ihsanda bulunmaktır. (Hazret-i Hasan)
Mürüvvet, kulun, dinini muhafaza edip nefsini korkutması, misafirini iyi karşılaması, münakaşalarda, güzel davranması demektir. Ululuk ise, komşuya eziyet etmemek ve zorluklara göğüs germektir. Kerem de istemeden vermek, yerinde yemek yedirmek, saile yumuşak davranmak ve bol vermektir. (Hazret-i Hasan)
Mürüvvet, dili doğru olmak, arkadaşın kusurlarına tahammül göstermek, herkese iyilik etmek, komşunun sıkıntısına katlanmaktır. (Hazret-i Hasan-ı Basri)
Mürüvvet altıdır, üçü hazarda, üçü seferdedir. Hazarda olan; Kur'an-ı kerim okumak, mescitleri imar etmek, Allah için kardeş bulmaktır. Seferde olan ise; azığı çoğaltmak, yol arkadaşı ile az ihtilafa düşmek, günah olmayan işlerde, gönül almak için şakalaşmaktır. (Hazret-i Rabia-i Rai)
Mürüvvet, açık kapı, bol yemek, insanların işini görmek için hazır olmaktır.
Mürüvvet, sözünde doğru olmak, vaadini yerine getirmek, faydalı yerde bol harcamaktır.
Mürüvvet, dili doğru olmak, arkadaşlarının kusurlarına tahammül etmek, herkese çok iyilik etmektir. İnsanların elinde bulunana karşı iffetli davranıp onlardan gelen kusurlara aldırış etmeyen gerçek mürüvvet ehlidir.
Mürüvvetin şartları:
Günahlardan temizlenmek, insafla hükmetmek, zulümden kaçınmak, hakkı olmayan bir şeye göz dikmemek, hiç kimseyi ücretsiz çalıştırmamak, zayıfa karşı kuvvetliye yardım etmemek, kötüyü iyiye tercih etmemektir.
Mürüvvetin tamamı şu âyet-i kerimede bildirilmiştir:
(Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardımı emreder. Çirkin işleri, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. İyice düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.) [Nahl 90]
Hazret-i Hasan, birinin, para para dediğini duyunca, "Allah, paraya lanet etsin. Paranın sözünü eden, paraya tapanın mürüvveti yoktur. Mürüvveti olmayanın dini de olmaz" buyurdu.
Dindarla oturun. Dindar bulamazsanız, dünya ehlinin mürüvvet sahibi olanları ile oturun. Çünkü onlar, kötü söz etmezler. (Hazret-i Abdulvahid b. Zeyd)
İbni Ziyad, bir kabile reisine mürüvvetin ne olduğunu sordu. Reis dedi ki:
Bize göre mürüvvet dört şeyden ibarettir:
1- Günah işlemekten uzak durmak. Günah işleyen, zelil olur. Zelilin mürüvveti olmaz.
2- Malı iyi kullanmak, boşa harcamamak. Malını iyi kullanamayıp muhtaç duruma düşenin mürüvveti olmaz.
3- Ehlinin ihtiyacı için çalışmak. Ehlini ele muhtaç edenin mürüvveti yoktur.
4- Kendine yakışanı yiyip içmek. Bu mürüvvet için kemal sayılır.
Kayser, Kays bin Sabite sordu:
- En iyi akıl nedir?
- İnsanın kendini bilmesidir.
-En iyi ilim nedir?
- İnsanın cehaletini bilmesidir.
- En iyi mürüvvet nedir?
- İnsanın yüzsuyunun dökülmemesidir.
Yalancının mürüvveti, cimrinin dostu, haset edenin ve huysuzun rahatı yoktur. (Ahnef b. Kays)
Ana-babasına iyilik eden, akrabasını ziyaret eden, arkadaşlarına ikramda bulunan, çoluk çocuğu ve hizmetçisi ile iyi geçinen, dinini koruyan, malını temiz tutup fazlasını dağıtan, dilini tutan, gözünü haramdan koruyan, fuzuli işlerden uzak duran, mürüvvet sahibidir. (Fudayl b. Iyad)
Başkasına yük olan alçalır
Dünya lezzetlerine aldanmayan, Cennet nimetlerine kavuşur. İki âlemde azîz ve muhterem olur. Aksi olursa, insan zelil olur. Zira hazret-i Ömer, bir hâdise üzerine; "Biz aşağı, bayağı insanlardık. Acem şâhlarının elinde esîr idik. Allahü teâlâ Müslümân yapmakla bizleri şereflendirdi. Allahü teâlânın verdiği bu izzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi yine zelîl eder. Her şeyden aşağı eder. İzzet, İslâmdadır. İslâmın ahkâmına uyan, azîz olur. Bu ahkâmı beğenmeyip, izzeti, huzûru, saâdeti başka şeylerde arayan zelîl olur" buyurmuştur. Dinimiz, almayı değil vermeyi, yük olmayı değil, yük çekmeyi emir ve tavsiye etmektedir. Peygamber efendimiz: (Veren el, alandan yüksektir) buyurmuşlardır.
Bir şeyler koparabilmek, dünyalık ele geçirmek, insanların zaaflarından istifade ederek onların sırtından geçinmek için yaltaklanmak yani temelluk etmek, kötü bir huydur. Zira hadîs-i şerîfte: (Temelluk, müslümân ahlâkından değildir) buyurulmuştur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, başkalarından bir şey istemeyi talebelerine yasak ederek;
"Başkasına el açıp bir şey isteyen, bizim talebemiz değildir. Ona dünyâda da âhirette de şefâat etmeyiz ve ondan uzak dururuz. Biz, talebelerimize dâimâ vermeyi, ihsân ve ikrâmlarda bulunmayı, herkese karşı tevâzu üzere bulunmayı, tatlı sözlü, güler yüzlü olmayı tavsiye ediyoruz. El açıp istemek bizim yolumuzda yoktur" buyururlardı. Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri de;
"Tasavvuf, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir" buyurmuştur. İzzet ve şerefi, Allahü teâlânın dînine uygun olmayan hâllerde arayan kimseyi, Allahü teâlâ, hor-hakîr ve zelîl eder. Peygamber efendimiz, müslümanı; (Müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir) buyurarak tarif etmişlerdir. Ayrıca Resulullah efendimiz; (Kendin için istediğini, insanlar için de istemek, kendin için istemediğini insanlar için de istememek) buyurarak, nasıl olmamız gerektiğini bildirmişlerdir.
"Ne istersen yap, fakat!.." Senâullah-i Pânî Pütî hazretleri:
"Ne istersen yap, fakat, insanlara eziyet ve sıkıntı verme yolunu seçme. Çünkü dinde bunun gibi büyük günah yoktur" buyurmuştur. Seyyid Emîr Hamza hazretleri, hocası Mevlânâ Ârif hazretlerinden naklederek buyuruyor ki:
"Yükünüzü çekecek bir dost isterseniz, bu çok az bulunur. Eğer yükünü çekeceğiniz birini ararsanız, bütün dünyâ size dosttur." Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri de talebelerine ve sevenlerine hitaben buyurur ki: "Size önemle sünnet-i seniyyeye yapışmanızı; câhiliye âdetlerinden ve pek aşağı olan bid''atlerden sakınmanızı; gösterişe kapılmamanızı; halktan, bedeni beslemeye çok ehemmiyet verenlere, kendilerinden bir şey beklemek sûretiyle makam ve mevkî sâhipleri ile görüşmeyi terk etmenizi tavsiye ederim. Çünkü bu şekilde onlarla görüşmek, onların lekelendiği şeylerle siz de lekelenmiş olursunuz. Şunu iyi biliniz ki, sizin bana en sevgiliniz; dünyâ ehline alâkası en az olanınız, başkasına yük olmayanınız, fıkıh ve hadîsle meşgûl olanınızdır." Hâris el-Muhâsibî hazretleri, nasihat isteyen bir talebesine: "Hiç kimseyi incitme. İster az ister çok olsun veya ihtiyacın olsun yâhud da olmasın hiçbir halde kendi yükünü kimseye yükleme. İnsanlardan hiçbir şey bekleme ve sâhib oldukları hiçbir şeye göz dikme!" buyurmuştur. Hayırlı insan, ailesine ve çocuklarına faydalı olandır. Her hayır ve fayda ise, İslâmiyetin içindedir. Dinimiz de, insanların sıkıntısını, yükünü çekmemizi emretmektedir. Buna uyan, rahat eder. Dünyada da, ahirette de aziz olur. Allahü teâlânın kullarına hizmet edene, onların yükünü alana, Cenab-ı Hak yardımcı olur. Seyyid Emîr Hamza hazretleri, kendisinden nasihat isteyen birine şöyle buyurur: "Bizi sevenler, Resûlullah efendimizin sünnetine uyarlar. Yâni İslâmiyete uyarlar. Haram işlerden ve haram yemekten sakınırlar. İnsanların yükünü çekip, kimseye yük olmazlar. Şöhretten sakınırlar. Müslümanlara acıyarak, onlara yumuşak davranırlar. Dâimâ Allahü teâlâdan korkarlar ve günahlarının affedilmesi için yalvarırlar. Gıybet etmezler. Dünyâya, dünyânın rahatlığına ve zînetine güvenmezler. Sâlihlerin ve Eshâb-ı kirâmın yolunda ve onların ahlâkı üzere olurlar. Büyükleri inkâr etmezler ve bid''at ehline uymazlar."
"Yük çeken aziz olur..." Para, şan şöhret insanı rahatlatmaz. İslamiyet ile kontrol altına alınmazsa, insanı dünyada ve ahirette perişan eder. Yanan bir evden birini kurtarmak çok büyük sevap olduğu halde, Cehennem ateşinden kurtarmak yanında hiç kalır. Bir kişi daha yanmaktan kurtulsun diye uğraşmalı. Hiç kimse yanmasın düşüncesinde olmalı. Dünyada iken, Allahü teâlânın dinine razı olduğu şekilde doğru hizmet edenler, Allahü teâlânın kullarının müşküllerini halledenler, mahşerde, tahtlar üzerinde, kürsülerde, gölgelerde oturacaklardır.
Dünyada ve ahirette aziz olmak isteyen, kimseye sıkıntı vermez, yük olmaz; herkesin sıkıntısını ve yükünü çekmeye, gücü nisbetinde gayret gösterir. Kısacası: "Yük çeken aziz, yükünü çektiren ise, zelil olur."