Ana Sayfa Yap   |   Favorilere Ekle   |   
Arama:
İmân ve İslâm  >  Dinimizde nakil esastır  
 
Yazıcı için   Yazı boyutunu büyütmek için     
Dinimizde nakil esastır

Sual: Teknoloji ilerledi. İslamı artık toplumun gereklerine göre değiştirmek gerekmez mi?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Yapacakları değişiklikle, dini düzelteceğini sanıp dinin noksanlığını tamamladığını söyleyenler çıkıyor. Halbuki din noksan değildir. Kur’an-ı kerimde mealen, (Bugün sizin için dininizi ikmal eyledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, size din olarak İslamiyet’i vermekle razı oldum) buyuruldu. Dini noksan sanıp, tamamlamaya [reform yapmaya] çalışmak, bu âyeti inkâr olur.) [m.260]

Dini insanlar çıkarmadı ki insanlar değiştirsin. Allah’a inanan kimse, O ne demişse ona inanması gerekir, uyarsa daha büyük nimettir. (Ben hepsini uygulayamıyorsam da hepsine inandım) demelidir.

Dinde reform yapmalı diyenler, Allah’a inansalar böyle demezler. Allah her şeyi bilmez mi, bugünkü toplumu bilmiyor muydu? İslam’da reform demek ben Allah’a inanmıyorum demektir, yahut Allah’ı basit bir varlık gibi görüp, bu işi iyi yapmamış demektir.

Hâşâ Allah yirminci, otuzuncu asırlarda toplumların duyacakları ihtiyaçları bilememiş mi? Toplumun ihtiyacı var diye dini değiştirmek dini yıkmak olur.


Din konusu dikkat ister
Sual:
Aklıma uymayan dini hükümlere uymam gerekir mi?
CEVAP
Dinde aklın yani şahsi görüşlerin yeri yoktur. Dinde nakil esastır. Akla göre din olmaz.

İslamiyet, nakle dayanan, selim akıl dinidir. Selim akıl, yanılmayan akıldır. Birinin aklına uygun gelmeyen bir şey, selim akıl sahibi için uygun gelebilir. Akla göre din olsa, insan sayısı kadar din olur. İslamiyet’te aklın ermediği şey çoktur. Fakat, selim akla uymayan bir şey yoktur. Ahiret bilgileri ve Allah’a ibadet şekilleri, eğer aklın çerçevesi içinde olsaydı ve akıl ile doğru olarak, bilinebilseydi, Peygamberlere lüzum kalmazdı. İnsanlar, dünya ve ahiret saadetini kendileri bulabilirdi ve Allah, hâşâ Peygamberleri boş yere göndermiş olurdu. Bunlar bilinemeyeceği için, Allahü teâlâ, her asırda, Peygamber göndermiş ve son olarak da bütün dünyaya, peygamber olarak Muhammed aleyhisselamı göndermiştir. Din yeni inmedi. Dinimizde eksiklik yoktur. Yeni bir şey ilave etmek veya çıkarmak dini bozmak olur. Sanki asırlardır gelen İslam âlimleri yanlış hüküm vermişler gibi, âyetler ve hadisler yeniden yorumlanmaya başlanmıştır. Bu çok kötü bir durumdur.

Milliyet Gazetesinden Doğan Heper bile, bu durumu beğenmemiş, TV’lerdeki din savaşları isimli yazısında diyor ki:

"Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder."
Bugün bu sözün anlamını daha iyi kavrıyoruz.
Birçok kişi gibi TV'leri yakından izlerim. Beğenelim, beğenmeyelim TV'ler güncel haber, bilgi kaynağımızdır. Ukalalık bilenin hakkıdır.

Temel bilgi eğitimdeyse, güncel bilgi medyada, yani TV ve gazetelerdedir. Hele bizim gibi işi gazetecilik, habercilik olanlar için TV izlemek bir lüks değil, görevdir. En basitinden; kameralar 24 saat, gece gündüz dünyanın her yerinde olayların peşindedir. Onlara takılırsanız siz de dünyadan haberdar olursunuz.

TV'lerde bir gecedeki 5-6 adet tartışma, haber programı, 18-20 uzmanın görüşü eder.
O uzmanların güncel olaylar hakkındaki birbirine zıt veya paralel görüşlerini anında öğrenmek ancak TV'lerin bu programlarını izlemekle mümkündür.
Kur’anda; "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" diyor.
Din ve İslam konusu da TV'lerin tartışma konularının başında geliyor.
Önceki gün bıçaklanan Prof. Zekeriya Beyaz'ı da, daha İlahiyat Fakültesi Dekanı olmadan o programlarda aykırı fikirleriyle tanıdık.
Bilimsellik şüphe temeline oturur, bilimsel olan akıl yürütmeyle ilgilidir. Din; inanç meselesidir, fazla tartışma kaldırmaz.

Ama TV çıktı, din, İslam, itikat ve ibadet öyle tartışılır hale getirildi ki, bu tartışmaları izleyenler neredeyse dinden, imandan çıkar hale getirildi.
Önüne gelen, uzman veya uzman zannedilen, kendine göre bir içtihat meydana çıkarır oldu. Birinin söylediğini öteki tekzip eder oldu.

Yalnız, "Kur’an" diyenler. "Kur’an ve hadis" diyenler. Sahih hadis ve uydurma hadis diyenler. Tarikatlara ve din ulemasına göre birbirine zıt çeşitli tefsir ve yorumları ortaya koyanlar. Konuşmacıların kendi farklı görüş ve yorumları, derken sade vatandaş şaşırdı, kör kuyuya atılmış gibi oldu, etrafını göremez oldu. Bazılarının inancı sarsıldı.

Zaman zaman bu tartışmalarda kavgalar da çıktı.
Konca Kuriş öldürüldü. Prof. Beyaz bıçaklandı.
Bu kadar nazik bir konuyu, inanç konusunu, bilenin bilmeyenin her gün tartıştığı bir sorun haline getirirseniz olacağı budur. (Doğan Heper, Milliyet 10 ocak 2001)

Alıştıra alıştıra dini bozmak
Sual:
(Kur’anda beş vakit namaz yok, üç vakit var. İslamiyet kolaylık dinidir. Hiç kılmamaktansa üç vakit kılmak daha hayırlıdır. Öğle ile ikindi akşam ile yatsı birleştirilmeli) Sözü doğru mu?
CEVAP
Doğru değildir.
Hem üç vakit var diyor, hem beş vakti üç vakitte kılalım diyor. Bunda bir tezat yok mu?

Bir de kolaylık dini demek, kolayına geleni yapmak değildir. 30 gün ramazan orucu çok diye üç gün oruç tutmak kolaydır ama, Allah’ın emri yerine gelmiş olmaz. Bir gün oruç tutmak daha kolaydır. En kolayı da hiç oruç tutmamak ve hiç namaz kılmamaktır. Yani bunu mu demek istiyor da, alıştıra alıştıra mı söylemek istiyor?

Bir başkası bu söze karşı çıkarak şöyle demişti:
(Namaz beş değil üç vakit olsa alnım secdeden kalkmaz diyene hiç rastlamadım.)

Peki rastlasaydı, beş vakti üçe mi indireceklerdi acaba? Bu ne biçim mantık öyle? Şahsen ben bir benzerine rastladım. 40 sene önce beraber çalıştığımız bir arkadaş, (Günde beş vakit namaz çok. Hıristiyanların Pazar günü kiliseye gittikleri gibi haftada bir olsa, hemen herkes namaz kılar. Haftada bir Cuma namazı kılınsa, böylece Müslüman sayısı da artar) demişti. İnsanların demesinin ne önemi var ki? Dinimizde dört delil yok mu? Niye bu dört delilden vesika aranmıyor? Delilden biri de icma’dır. Resulullahla birlikte bütün Eshab-ı kiram, Tabiin ve bugüne kadar gelen bütün âlimler beş vakit kılmıştır. Bu büyük vesika değil midir? Ayrıca Kitap ve sünnetle de sabittir.

Yine bir başkası şöyle demişti:
(Somut olarak Kur’anda beş vakit ifadesi geçmiyorsa da, Hazret-i Peygamber gibi bir örnek var. O hayatı boyunca namazı beş vakit kılmıştır.)

Kur’an-ı kerimde beş vakit namaz bildirilmemiş de, Resulullah efendimiz kendiliğinden mi beş vakit kılmıştır? Peygamber efendimiz, Bekara suresindeki, (Namazları ve vusta namazını kılın) mealindeki 238. âyetini açıklarken, (Vusta namazı ikindi namazıdır) buyurdu. (İ. Ahmed)

Orta namaz
Yukarıdaki âyette, (Namazları ve ikindi namazını kılın) buyuruluyor. Arabi gramere göre, namazlar [salevat] denince, ikiden fazla namaz anlaşılır. Çünkü iki namaz demek için, salevat [namazlar] değil, salateyn [iki namaz] denilir. İkindi namazı vusta [orta] namaz olduğuna göre, ikindi hariç, öteki namazların sayısı iki olamaz, ikiden fazla olması gerekir. Üç de olamaz. Çünkü 4,6 gibi çift sayılı olmalı ki, ikindi namazı tam ortada olabilsin. Yani ortadaki namaz ikindi olduğuna göre, ondan önce iki namaz, ondan sonra da iki namaz bulunduğu meydana çıkar.

İsra 78, Kaf 39,40, Rum 17,18 âyetlerdeki namaz vakitleri de dikkate alınınca, namaz vakitlerinin beş olduğunda hiç şüphe kalmaz. Allahü teâlâ Peygamber efendimize (Kur’anı insanlara açıkla) buyuruyor. (Nahl 44 )

Resulullah da açıklayarak buyuruyor ki:
(Beş vakit namaza devam edin!) [Taberani]
(Beş vakit namazla emrolundum.) [Buhari]

(Günde beş kere yıkananın kirleri temizlendiği gibi, beş vakit namaz kılanın da günahları temizlenir.)
[Buhari]

(Miraca çıktığım gece, beş vakit namazla emrolundum.)
[Buhari, Müslim]


Din yeni gelmiş değildir
Sual:
Din yeni gelmiş gibi her gün bir mesele gündeme geliyor, sanki insana göre değişirmiş gibi, şöyle olur, böyle olmaz deniyor. Bu kargaşanın sebebi nedir?
CEVAP
Osmanlıyı savaşlarda yenemeyen düşmanlar, taktik değiştirdiler, Müslümanların arasına girdiler, Özel yetiştirilmiş oldukları için çabuk yükseldiler. Önemli yerleri tuttular. Bilim adamı âlim olarak çıktılar. Müctehid olarak lanse edildiler. Milleti cahil yapmak, dinlerinden uzaklaştırmak için akla hayale gelmeyecek hilelerle tahribat yaptılar. Oldukça başarı da elde ettiler. İmparatorluğu parçalayıp yıktıkları yetmiyormuş gibi hâlâ faaliyetlerine devam ediyorlar.

Bu düşmanların en önemli zararlarının başında, âlimlere itimadı sarsmak, Müslümanlarla aralarındaki bağı koparmak oldu. (Dini yalnız Kur’andan öğren) gibi içi zehir dolu yaldızlı kelimelerle insanların itikatlarını bozdular. Milleti parçaladılar. Halkı birbirine düşürdüler. Vehhabiliği kurdular. İbni Sebecileri ve diğer mezhepsizleri desteklediler, Müslümanları birbirine düşman edip, aralarını açtılar. Her gruba başkalarının sapık, hatta kâfir olduklarını aşıladılar.

Bunların oyununa gelen her grup, (bizim hocamız doğru, bizim kitaplar doğru, diğerleri yanlış, sapıklık) gibi sözlerle bir başka Müslümanı beğenmiyor, kabul etmiyorlar. Onlardan önce İslamiyet yok muydu? Onların hocasından önce âlim yok muydu? Nedir bu hâlimiz? İnsan tuzağa düşebilir ama bu kadarına da ahmaklık denmez mi? Bu yanlışlık yetmezmiş gibi, bazıları çıkıp, (Namaz 3 vakittir, hayzlı iken namaz kılınır, oruç tutulur, balıktan kurban olur. Tesettür yoktur. Gayrimüslimlerle Amentü’de ittifakımız var) vs. gibi dine imana sığmayan yalanlarla milleti bozmaya, bu güzide vatanı parçalayıp bölmeye ve yıkmaya çalışıyorlar.

Din yeni çıkmış gibi; insanlara göre değişirmiş gibi, her gün dinin bir meselesi sorgulanıyor. Mesela içkili namaz kılınır mı sorusuna herkes bir şey söylüyor. Kimisi, ben onaylamıyorum, kimisi, bir sakıncası yok diyor. Hiçbirisi kitaplardaki hükmü bildirmiyor. Halbuki fıkıh kitaplarında, (Sarhoş olarak kılınan namaz sahih olmaz. Az içkili olarak kılmak mekruhtur. Sallanacak kadar sarhoş olanın abdesti de bozulur) deniyor. Bu art niyetliler, yalnız Kur’an diyerek, Kur’an-ı kerimin açıklaması olan hadis-i şeriflere gölge düşürüp, Allah’ın resulünü [elçisini] İslamiyet’in sahibini devre dışı bırakmaya çalışıyorlar. İslam âlimlerini, mezhep imamlarını kabul etmiyorlar. İslamiyet bunlara mı geldi? Bu anarşi, bu fitne neyin nesi?

Dinimizde açıklanmamış ne var? Sadece imam-ı a’zam zamanında 600 binden fazla mesele açıklanmıştı. Şimdi kim neyi açıklayacak? Bir örnek vermeden yeni meselelere çözüm getirmek lazım diyorlar. Kendi anladıklarını Kur’an zannederek Kur’ana uyun diyor, ben Kur’andan söylüyorum diyor. Peki mezhep imamları, müctehidler Kur’andan ayrı mı söylüyorlar? Kimisi de, müctehidler arasındaki ictihadlardan birini aklına göre daha uygun olup onu seçiyor, “Bu Kur’anın ruhuna daha uygun” diyor. Sanki öteki müctehidlerin ictihadları Kur’andan, dinden ayrı!

Peygamber efendimiz, (Âlimler benim vârisimdir) buyuruyor. Bunlardan bazıları ise, Ehl-i sünnet âlimlerine saldırıp, (Âlimlere göre değil, hakka göre ölç!) diyorlar. Hakkı biz biliyoruz da, âlimler bilmiyor mu? Hakkı, âlimler bilemezse biz nasıl bileceğiz? (Elimizde temel ölçü olarak Kur'an olduğuna göre hakkı bâtıldan ayırırız) diyorlar. Peki, âlimlerin ellerinde Kur'an-ı kerim yok muydu? Onlar yanılabiliyor da bunlar niye yanılmıyor?

Bunların sözleri delil oluyor da, mezhep imamlarının, imam-ı Gazalinin, imam-ı Rabbaninin sözü neden delil olmuyor? Bunların anladığı din oluyor da, bu büyüklerin anladığı neden din olmuyor? Onlardan öğrendiğimiz bilgilerle, onları mı sorgu suale çekeceğiz?


Din yeni gelmedi. Hem de kâmil olarak geldi. Eksik olarak gelmedi. İslamiyet saf, berrak şekildedir. Zamanla din değişmez. Kıyamete kadar aynıdır. Zamanla değişen âdetlerdir, tıp, teknik, astronomi vs. gibi fen bilgileridir. Fende değişiklik olur, dinde değişiklik olmaz.

 
Geridön
 





Dünya Namaz Vakitleri


Türkiye Takvimi


Sitemizdeki bilgiler, bütün insanların istifadesi için hazırlanmıştır.
Orjinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.