Ana Sayfa Yap   |   Favorilere Ekle   |   
Arama:
İmân ve İslâm  >  İmanın temeli nedir  
 
Yazıcı için   Yazı boyutunu büyütmek için     
İmanın temeli nedir

Sual: Bir âlime (Hocandan ne öğrendin?) diye soruyorlar. O da, (Hubbi fillah, buğdi fillah, yani kimler sevilir, kimler sevilmez onu öğrendim) diyor. Bu o kadar önemli bir husus mudur?
CEVAP
Çok önemli bir husustur. İmanın da, ibadetlerin de esası, temeli bu husustur. Elli dört farzdan birisi de budur. Hubb-i fillah, Allah için sevmek, Allah için dost olmak, buğd-i fillah, Allah için buğzetmek, dargın durmak, sevmemek demektir.

Sual:
Hubbi fillah buğdi fillah diye bir şey çıkaranlar var. Amentü’nün altı esasına inanmak yetmiyor mu?
CEVAP
Sadece inanmak yetmez. Ayrıca bunları beğenmek de şarttır. Kur’anın Allah’ın kelamı olduğuna inansa, fakat hükümlerini beğenmese, lüzumsuz görse, iman etmiş olmaz. Peygamber efendimizin peygamber olduğuna inansa, fakat peygamberliğini beğenmese, bu zat peygamber olarak gönderilmemeliydi dese iman etmiş olmaz. Diğer hükümlerin hepsi böyledir. İnanmakla birlikte beğenmek de şarttır. Yapıp yapmamak ayrı, inanmak ve beğenmek ayrıdır. Yapıp yapmamak günah ve sevapla ilgilidir, inanmak ve beğenmek ise imanla ilgilidir. İmandaki inanmak, kabul edip beğenmek demektir. Beğenmenin içinde hubbi fillah buğdi fillah vardır. Hubbi fillah buğdi fillah [Allah için dostluk, Allah için düşmanlık] olmadıkça da hakiki imana kavuşulamaz. İki hadis-i şerif meali:
(Allah’ın düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri düşman bilen, Allah’ın sevgisine kavuşur.) [İ. Ahmed]

(Din, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.)
[Ebu Nuaym, Hâkim]


Sual:
Eğer kâfirleri sevmek yasak olsaydı, onlara hoşgörüde bulunmak yasak olsaydı dinimiz kitaplı kâfirlerle evlenmeye izin vermezdi. Çünkü insanın hanımını sevmemesi mümkün değil. Yoksa Ehl-i kitapla evlenmek yasak mı?
CEVAP
Ehl-i kitap zimmi ise tenzihen mekruh, harbi ise tahrimen mekruhtur. Bugün zimmi olan Ehl-i kitap yoktur. Hepsi harbidir. Tahrimen mekruh olsa da caizdir. Ancak evlenmekle kâfiri sevmeyi aynı kefeye koymak ne kadar yanlıştır. İnsan muzu da sever ama bunu yemek için sever. Gayrimüslim kızının kaşını, gözünü sever. Dinini sevmesi asla caiz olmaz.

Muhammed Masum
hazretleri buyurdu ki:
Kâfirleri sevmemek Kur'an-ı kerimde açıkça emredilmiştir. Kur'ana uymak ise farzdır.
Kâfirleri sevmenin haram olduğunu bildiren âyet-i kerimelerden birkaçının meali şöyledir:
(Allah’a ve kıyamet gününe iman edenler; babaları, kardeşleri ve akrabası olsa da, Allah’ın ve Resulünün düşmanlarını sevmez.) [Mücadele 22] (Demek ki babası da olsa kâfir sevilmez.)

(Ey iman edenler, benim ve sizin düşmanınız olanları dost edinmeyin, onları sevmeyin!)
[Mümtehine 1]

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Allah’ın düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri düşman bilen, Allah’ın sevgisine kavuşur.) [İ. Ahmed]

(Allah’ın dostunu seven, düşmanını düşman bilen kâmil iman sahibidir.)
[Ebu Davud]
(İsyan edenlere düşmanlık ederek, Allah’a yaklaşın!) [Deylemi]

Muhammed Masum Faruki hazretleri buyuruyor ki:
“Halife Hazret-i Ömer'e, (Hireli bir Hıristiyan var. Çok zeki, yazısı da çok güzel, bunu kendine kâtip yap) dediler. Kabul etmedi. Aşağıdaki âyeti okuyup, (Mümin olmayan birini dost edinemem) dedi.
Ebu Musel Eşari hazretleri anlatır:
Halife Ömer'e (Hıristiyan kâtibim çok işe yarıyor) dedim. “Niçin bir Müslüman kâtip almadın? (Ey müminler, Yahudi ve Hıristiyanları sevmeyin) âyetini işitmedin mi sen?” dedi. Ben de, “Onu dini için değil, kâtipliği için aldım” dedim. “Allahü teâlânın hakir ettiğine ikram etme! Onun zelil ettiğini aziz eyleme! Allah’ın uzaklaştırdığına yaklaşma” dedi. “Ama Basra’yı onunla idare ediyorum” dedim. “O ölürse ne yapacaksan, şimdi onu yap! Derhal onu değiştir” dedi.” (3/55)

Mektubat-ı Masumiyye’de buyuruluyor ki:
Müminin kâfiri sevmesi üç türlü olur:
1- Onun küfrünü beğenir. Bunun için sever. Bu muhabbet yasaktır. Çünkü onun dininden razı olmuştur. Küfrü beğenen kâfir olur. Böyle muhabbet, imanı giderir.

2-
Herkesle iyi geçinmek lazım olduğu için onlarla da iyi geçinilir.

3-
İkisi ortasıdır. Onlara meyleder, yardım eder. Dininin bâtıl olduğunu bilerek, akrabalık, iş arkadaşlığı sebebi ile dostluk yapar. Bu sevgi küfre sebep olmaz ise de, caiz değildir. Çünkü bu sevgi, zamanla onun dinini beğenmeye sebep olur.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla haşrolur.) [Taberani]
[Yani bir milletin, âdete, tekniğe ait işlerini değil de, onların dinlerini, ibadetlerini, günah olan işlerini seven kimseler, kıyamette onlarla birlikte Cehenneme giderler. Fenne ait işlerini ve günah olmayan âdetlerini yapmak caiz ve lazımdır. Çünkü Fen, müminin kaybettiği malıdır, nerede bulursa alması lazımdır. Gayrimüslimler ile ticaret yapılır. Aldatılmaz, kötülük yapılmaz. Herkese olduğu gibi onlara da iyi davranılır. Müslüman olmaları için dua da edilir. Fakat onları kâfir iken şerefli kabul etmek caiz değildir.

Şeref kelimesi sözlükte, yükseklik, büyüklük, yüksek mertebe, insanlar arasında geçerli ve makbul olma, cenab-ı Hakka itaat ve yüksek hizmeti ile çok ihsana kavuşma demek olup, gerçek şeref, yalnız Müslümanlıktadır. Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
(İzzet ve şeref isteyen, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır.) [Fatır 10]

(Kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki, bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.)
[Nisa 139]

(Münafıklar, “Eğer bu savaştan Medine’ye dönersek, andolsun ki, şerefliler, alçakları oradan çıkaracak” diyorlardı. Oysa, şeref Allah’ın, Resulünün ve müminlerindir; ama münafıklar bunu bilmezler, anlamazlar.)
[Münafikun 8]

(Allah indinde en üstününüz, en şerefliniz takvada en ileri olandır.)
[Hucurat 13]
[Takva, Allah’a ve Resulüne inanıp, emirlerine çok riayet etmektir.]

(Kur’an-ı kerim, şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.)
[Hakka 40, Tekvir 19]

(Yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere
[Cennete] koyarız.) [Nisa 31]

(De ki, mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden geri alırsın. Dilediğini aziz, şerefli; dilediğini de zelil edersin.)
[Al-i İmran 26]

Allahü teâlâ, son âyet-i kerimede insanları dört sınıfa ayırmıştır:
1- Hem mülk, hem de şeref verdikleri. [Süleyman aleyhisselam gibi]
2- Mülk verip, şeref vermedikleri. [Firavun, Nemrut gibiler]
3- Şeref verip, mülk vermedikleri. [Mülk sahibi olmayan her Müslüman böyledir]
4- Şeref ve mülk vermedikleri. [Mülk sahibi olmayan her kâfir böyledir]

Peygamber efendimiz de, (Şeref ve üstünlük, mal ile değil, ilim ve irfan iledir) buyuruyor. Üstünlük, şeref, büyük bir zatın yakını olmakta da değildir. Kan bakımından daha yakın olan, daha üstün olsaydı, Hazret-i Abbas, Hazret-i Ali’den daha üstün olurdu. Kan bakımından çok yakın olan Ebu Leheb’de ise, şeref ve üstünlük hiç yoktur.

Hazret-i Ömer, kölesi ile nöbetleşe deveye biniyorlardı. Şam’a girerken deveye binme sırası köleye geldiği için, köle deve üzerinde idi. Şam ordusunun kumandanı olan Ebu Ubeyde bin Cerrah, bir heyetle karşılayıp, (Ya Halife! Böyle ne yapıyorsun? Bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, Müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Sana bakıyorlar. Bu yaptığını beğenmezler) der.

Hazret-i Ömer buyurur ki:
(Ya Eba Ubeyde, senin bu sözün, çok zararlıdır. İşitenler, şerefi, vasıtaya binip gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Şerefin, Müslüman olmakta olduğunu anlamayacaklar. Biz aşağı insanlardık. Allahü teâlâ Müslüman yapmakla bizleri şereflendirdi. Onun verdiği bu şereften başka şeref ararsak, Allahü teâlâ bizi yine zelil eder. Her şeyden aşağı eder. İzzet, İslam’dadır. İslam’ın ahkamına uyan, aziz olur. Bu ahkamı beğenmeyip, izzeti, şerefi başka şeylerde arayan zelil olur.)

Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, hakkı Ömer’in diline ve kalbine yerleştirdi.) [Tirmizi]


Sağlam imanın alameti
Sual:
(Biz gayrimüslimleri de seviyor, kiliselerine gidip âyinlerine katılıyoruz. Bunda bir sakınca yoktur. (Gayrimüslimleri dost edinenler, onlar gibi kâfir olur) deniyor. Ama onları Müslüman yapmak için, onlarla olan dostluğumuz; sağlam imanımıza ne zarar verir?) diyene ne demeli?
CEVAP
Sağlam imanları olsaydı böyle yapmazlardı. Bu, namaz kılmayanın, her günahı işleyenin, «kalbim çok temiz» demesine benziyor. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar, [İslam düşmanlığında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51]

(Müminler, kâfirleri dost edinmesinler! Onları dost edinenler, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur.)
[Âl-i İmran 28]

(
[Eshab-ı kiram] kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidir.) [Fetih 29]

(Gayrimüslimleri dost ve yardımcı edinmeyin.)
[Nisa 89]

(Ey iman edenler, müminleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmeyin
. [Onları dost edinerek] Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?) [Nisa 144]

(Sizin dostunuz ancak Allah, Onun peygamberi ve namaz kılan, zekat veren ve rüku eden müminlerdir.)
[Maide 55]

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(İmanın esası ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah, buğd-i fillah, yani Allah için sevgi, Allah için buğzdur.) [Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani]

(Allah için seven, Allah için düşmanlık eden, Allah için veren ve Allah için vermeyen kimse kâmil iman sahibidir.)
[Ebu Davud, Tirmizi, İ. Ahmed]

(Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, Müslümanları Allah için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiç bir ibadetiniz, hayrat ve hasenatınız kabul olmaz!)
[Ey Oğul İlm.]

(İbadetlerin en kıymetlisi, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır.)
[Ebu Davud]

(İnsan, dünyada kimi seviyorsa, ahirette onun yanında olacaktır.)
[Buhari]

(Üç şey imanın lezzetini artırır: Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, kendisini sevmeyen Müslümanı Allah rızası için sevmek, kâfirleri sevmemektir.)
[Taberani]

Cenab-ı Hak, İsa aleyhisselama buyurdu ki:
(Yer ve göklerdeki bütün mahlukatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K. Saadet]

Mektubat-ı Masumiyye’de deniyor ki:
(Sevgi, sevgilinin [Allah’ın] dostlarını sevmeyi, düşmanlarına düşmanlık etmeyi gerektirir. Seviyorum diyen, sevgilisinin düşmanlarından uzaklaşmadıkça sözünün eri sayılmaz, o yalancıdır. Allah’ın düşmanlarını sevmek, insanı Allah’tan uzaklaştırır. Onun düşmanlarından uzaklaşmadıkça, sevgiliye dost olunmaz.) [4/29]

Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama, (Benim için ne işledin?) buyurdu. O da namaz, oruç, zekat gibi ibadetleri saydı. (Bunların faydası sanadır. Benim için ne yaptın?) buyurdu. Hazret-i Musa, (Ya Rabbi, senin için ne yapmak gerekirdi?) dedi. Allahü teâlâ, (Sırf benim için dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık ettin mi?) buyurdu. Musa aleyhisselam, Allah için olan en kıymetli amelin, Hubb-i fillah ve Buğd-i fillah olduğunu anladı. (1/22)

Sevginin icabı
Sevenin, sevgilinin sevdiklerini sevmesi ve sevmediklerini sevmemesi gerekir. Bu sevgi ve düşmanlık, insanın elinde değildir. Sevginin icabıdır. Burada, diğer işlerde gereken iradeye ve kesbe ihtiyaç yoktur. Kendiliğinden hasıl olur. Dostun dostları, insana sevimli görünür. Düşmanları, çok çirkin görünür. Bir kimse, birisini seviyorum derse, onun düşmanlarından uzaklaşmadıkça, sözüne inanılmaz. Ona yalancı denir. Şeyhül-islâm Abdullah-ı Ensari diyor ki: (Ben Ebul-Hasen Semunu sevmiyorum. Çünkü üstadım Hıdri’yi üzmüştü. Bir kimse, hocanı üzer, sen de ondan üzülmezsen, köpekten aşağı olursun.)

Allahü teâlâ, Mümtehine suresinin dördüncü âyetinde mealen, (İbrahim’in ve Onunla beraber olan müminlerin sözlerinden ibret alınız! Onlar, kâfirlere dediler ki, biz sizden ve putlarınızdan uzağız. Dininizi beğenmiyoruz. Allahü teâlâya inanıncaya kadar, aramızda düşmanlık vardır) buyurdu. Bundan sonraki âyet-i kerimede mealen, (Bu sözlerinde sizin için ve Allahü teâlânın rızasını ve ahiret gününün nimetlerini isteyenler için, ibret vardır) buyurdu.

Buradan anlaşılıyor ki, Allahü teâlânın rızasını kazanmak isteyenlere, bu teberri [uzaklaşmak] gerekir. Allahü teâlâ mealen buyuruyor ki, (Kâfirleri sevmek, Allahü teâlâyı sevmemektir. İki zıt şey, birlikte sevilemez.) Bir kimse, seviyorum dese, fakat Onun düşmanlarından teberri etmese, bu sözüne inanılmaz. Al-i İmran suresinin 28. âyetinde mealen, (Kâfirleri sevenleri, Allahü teâlâ, azabı ile korkutuyor) buyurdu. Bu büyük tehdit, çirkinliğin çok büyük olduğunu gösteriyor. (Mektubat-ı Masumiyye c.3, m.55)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Muhammed aleyhisselama tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de, Onun düşmanlarını düşman bilmektir. İslamiyet'i beğenmeyenleri sevmemektir. Sevgiye gevşeklik sığmaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerleşemez. İki zıt şeyin, aynı anda bir araya gelmesi, mümkün değildir.” (1/165)

“Allahü teâlâyı sevmenin en büyük alameti, Müslümanları sevmek, gayrimüslimleri sevmemektir, yani Onun dostlarını sevmek ve düşmanlarını sevmemektir.” (1/22)

“Resulullaha uymak demek, İslamiyet'e uymak ve küfrü ve kâfirliği yok etmeye çalışmaktır. Çünkü İslam ile küfür birbirinin zıddıdır, tersidir. Birinin bulunduğu yerde, öteki bulunamaz, gider. Bu iki zıt şey bir arada bulunamaz. Birisine kıymet vermek, ötekini aşağılamak olur. Kur’an-ı kerimde, Tevbe suresinin 73. âyetinde mealen, (Ey Resulüm, kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et! Onlara sert davran) buyuruldu. Çok merhametli olan Peygamberine, kâfirlerle cihat etmeyi, onlara karşı sert davranmayı emrediyor. Bundan anlaşılıyor ki, İslam’a saldıranlara sert davranmak da, yüksek ahlakın gereğidir.

İslam’a izzet vermek, kıymetini artırmak için, küfrü ve kâfirleri kötülemek, onları aşağı tutmak lazımdır. Böyle kâfirlere kıymet vermek, onları yüksek tutmak, İslamiyet’i ve Müslümanları kötülemek, aşağılamak olur. Kâfirlere kıymet vermek demek, onları üstün tutmak, karşılarında eğilmek olmakla beraber, onlarla birlikte bulunmak, konuşmak, görüşmek de, onlara kıymet vermek olur.

Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde böyle kâfirlerin kendisine ve sevgili Peygamberine düşman olduklarını bildiriyor.

Allahü teâlânın ve Onun Resulünün düşmanları ile düşüp kalkmak, o alçaklarla arkadaşlık etmek büyük cinayet, çok çirkin bir suç olur. Bu kimselerle görüşmek, arkadaşlık etmek, çeşitli zararlara sebep olur. Bu zararların en küçüğü, insan onların arasında Allah’ın emirlerini yapamaz. Küfre sebep olan şeylerden kaçınamaz. Bu vazifeleri yapmaya sıkılır. Arkadaşlarından utanır, çok küçük görünen bu zarar, dikkat edilirse, pek büyüktür. Kâfirlerle arkadaşlık etmek, onlarla görüşmek, insanı Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine düşman olmaya kadar sürükler. Bir kimse, kendini Müslüman sanır, kelime-i tevhid söyler, Müslümanım der. Halbuki kâfirlerle, görüşerek, onun Müslümanlığı, imanı saf kalmaz. Hatta, büsbütün gider de, farkında bile olmaz.” (1/163)

Yukarıdaki âyet ve hadisler ile din büyüklerinin yazıları, gayrimüslimleri sevmenin, onlarla arkadaşlık yapmanın caiz olmadığını açıkça göstermektedir.

Kâfirleri sevmemek gerekir ise de, dinimizin emri gereği, onlara eziyet etmek, kalblerini incitmek haramdır. Sevmemek ayrı, onları üzmek ayrı şeydir. Onlarla ticaret yapılır, aldatılmaz, kötülük yapılmaz. Herkese olduğu gibi onlara da iyi davranmak lazımdır. Hatta hidayete kavuşmaları, Müslüman olmaları için dua da edilir.

Dinimizde ırk üstünlüğü yoktur. Bir hadis-i şerifte, (İnsanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir) buyurulmuştur. (İbni Lâl)

Bunun için kâfir de olsa, bir kimseden kendini üstün görmek caiz değildir. Çünkü kâfir, Müslüman olup ebedi saadete kavuşabilir, Müslüman da, Allah korusun küfre düşüp Cehennemlik olabilir.

Kişi sevdiği ile beraber olur
Sual:
Ahirette, kişi sevdikleri ile beraber olacağına göre, bir kimse, hem Cennete gidecek iyileri, hem de Cehenneme gidecek kötüleri severse, nereye gider?
CEVAP
İyi ile kötüyü sevmek, temiz ile pisliği karıştırmak demektir. Karışım pis olur. Bir kimse, hem Peygamber efendimizi, hem de Ebu Cehil'in itikadını sevse Cehenneme gider.
(Allah ve Resulünü seviyorum) diyen bir zata, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Kıyamette sevdiklerinle beraber olursun.) [Müslim]

Âlimler, (Kişi sevdiği ile beraber olur) hadis-i şerifini şöyle açıklıyor:
Bir kimse, salih bir mümini sever, onun gibi itikada sahip olup, onun gibi amel işlemeye gayret eder, Allah dostlarını dost, Allah düşmanlarını da düşman bilirse, ahirette sevdiği kimse ile birlikte Cennette olur.

Bir kimse de hem Müslümanları, hem de gayrimüslimleri sever, gayrimüslimlerin itikatlarını beğenirse, gayrimüslimlerle birlikte Cehenneme gider. (Kişi sevdiği ile birlikte olur) demek, sevdiği kimsenin derecesine kavuşur demek değildir. Fakat iyileri sevdiği için, Cennette onlarla birlikte olur. Herkes imanının parlaklığına, kuvvetine göre farklı derecelerde bulunur. (Mektubat-ı Rabbani, Hadika)

Ahirette iyilerle beraber olabilmek için, dünyada da onlarla beraber olmak, onları sevmek, onların yolundan gitmek gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Arşın etrafında nurdan kürsülerde, nur gibi parlayan zatlar bulunur. Peygamberler ve şehitler bunlara imrenir. Bunlar, Allah için birbirini seven, Allah için buluşan, Allah için birbirini ziyaret edenlerdir.) [Nesai]

(Allahü teâlâ buyurur ki: Benim için birbirini ziyaret eden sevgimi kazanır. Benim için birbirini seven sevgime mazhar olur. Benim için veren, sevgimi hak eder. Benim için birbirine yardım eden, muhabbetimi kazanır.)
[Hakim]

(Allahü teâlâ kıyamette buyurur ki: Benim azametim için birbirini sevenleri hiçbir himayenin bulunmadığı bugün, rahmetim altında himaye ederim.)
[Müslim]

(Allah için dost olan kimseyi, Allahü teâlâ, Cennette hiçbir ameli ile ulaşamayacağı yüksek dereceye yükseltir.)
[İ. E. Dünya]

(Birbirini Allah için seven iki kişinin Allah katında en kıymetlisi, arkadaşını daha çok sevendir.)
[Hakim]

İsa aleyhisselam, (Allah düşmanlarına buğzederek, Allahü teâlânın sevgisini kazanın! Onlardan uzaklaşarak Allah’a yaklaşın! Onlara kızarak Allah’ın sevgisini arayın! Gördüğünüz zaman Allahü teâlâyı hatırlatan, sözü ile iyiliklerinizi artıran ve sizi iyiliğe teşvik edenlerle arkadaşlık ediniz!) buyurdu.

Allahü teâlâ Musa aleyhisselama: (Herhangi bir arkadaşın, seni benim sevgime teşvik etmezse, o senin düşmanındır) buyurdu. Davud aleyhisselama da, (Kendine dost ara! Beni sevmekte sana uymayanlarla arkadaşlık etme! Çünkü onlar senin düşmanındır, kalbini karartır ve seni benden uzaklaştırmaya çalışır) buyurdu.) [İ. Gazali]

(Allahü teâlâ, "Benim için birbirini seven, benim için toplanıp dağılan, benim için birbirini ziyaret eden, benim için birbirine yedirip içiren kimseleri severim" buyurdu.)
[İ. Malik]

(Kıyamette Arşın gölgesinde bulunacak yedi sınıf kimseden birisi de Allah için birbirini seven, Allah için toplanıp Allah için dağılan kimselerdir.)
[Buhari]


Sual:
Allahü teâlâyı sevenin ne yapması gerekir?
CEVAP
Allah’ı sevenin, Onun sevdiklerini de sevmesi, düşmanlarını sevmemesi gerekir. Onun Resulünü ve yakınlarını da sevmesi gerekir. Resulullah efendimize yakın olmak üç türlüdür:

1) Evlat ve akrabası.
"Radıyallahü teâlâ anhüm ecmain."

2) Zevceleri.
"Radıyallahü teâlâ anhüm ecmain." Cenab-ı Hak, Kur'an-ı kerimde, neseb ile yakınlığı, nikah ile yakınlıkla birlikte zikretmektedir.

3) Eshabı.
"Radıyallahü teâlâ anhüm ecmain." Ona, yardıma koşmuşlar, Ona yardım için canlarını feda etmişlerdir. Bu yakınlık, her yakınlıktan daha üstündür.

Bütün müminleri sevmek de gerekir. Müminin günah işlemesi sevilmez. Fakat günahkâr olsa da kendisi sevilir. Kâfirleri sevmemek farzdır. Bunu emreden âyet-i kerimeler çoktur.

Allahü teâlâyı seven ondan gelen her şeye rıza gösterir. Onun kazasına rıza, en büyük makamdır. Peygamber efendimiz, bir kavme, imanlarının alametini sordu. Onlar da, (Belaya sabreder, nimete şükrederiz, kazaya razı oluruz) diye cevap verdiler. Peygamber efendimiz onları tasdik etti. Allahü teâlânın rızasını talep eden kimse, Onun işinden razı olmalıdır. Rabbimizin her işinden razı ol ve Onun razı olacağı işleri yap!

Kavmi, Musa aleyhisselama, (Allahü teâlâ neden razı ise, onu yapalım) dediler. Vahiy geldi. Cenab-ı Hak, (Benden razı olun, sizden razı olayım) buyurdu. Allah’tan razı olan kimse, onun bütün emirlerine uyar ve yasakladığı her şeyden kaçar. Allah’ın takdirine razı olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kıyamette ümmetimden bir kısmı uçarak Cennete giderken, melekler derler ki:
- Hesabınız görüldü mü, ameliniz tartıldı mı, Sıratı gördünüz mü?
- Hayır hiçbirisini görmedik.
- Siz kimsiniz?
- Biz, Muhammed aleyhisselamın ümmetiyiz.
- Ne amel işlediniz de böyle büyük ihsana kavuştunuz?
- Bizim iki hasletimiz vardı. Biri, yalnız iken de günah işlemeye utanırdık. İkincisi de, Allahü teâlânın verdiği az rızka razı olurduk.
- Bu ihsanlar sizin hakkınızdır.)


Yaratılanı hoş gör
Sual:
Yunus Emre’nin (Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü) sözü ile Hazret-i Mevlana’nın, (Putperest olsan da gel) sözü, kâfirleri sevmeyi teşvik etmiyor mu?
CEVAP
Hayır. Yaratılanı sev denmiyor, hoş gör deniyor. Çünkü onu da yaratan Allahü teâlâdır.
Yasak olan, itikadlarını sevmek, kâfirliklerini beğenmektir. Kâfirliğini hoş görerek dost edinmektir. Bunun haricinde, kâfirleri de incitmemek, onlara iyilik etmek gerekir. Çünkü bir hadis-i şerif meali şöyledir:
([Kâfir, Müslüman bütün] İnsanlar, Allah’ın ıyalidir [çoluk çocuğu gibidir], Allahü teâlânın en çok sevdiği kimse, Onun ıyaline iyilik edendir.) [Bezzar]

Cihar-i Yari
Güzin’deki bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Ya Ali, kâfir de olsa, komşuna ikram et. Kâfir de olsa misafire ikram et. Anaya babaya kâfir de olsalar ikram et. Dilenciyi kâfir de olsa red etme.)

Yaratılış bakımından insanlar birbirine eşittir. Hiçbir ırk diğerinden üstün değildir. Üstünlük takvadadır. Yani Müslüman olup haramlardan daha çok sakınan daha üstündür. İki hadis-i şerif meali:
(İnsanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir.) [İbni Lal]

(Rabbiniz bir, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arab'ın Aceme, Acemin Arab'a üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Ancak takva yönünden biri diğerinden üstün olur.)
[İbni Neccar]

Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretlerinin, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, müşrik, Mecusi olsan veya puta tapsan da gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Tevbeni yüz defa bozmuş olsan da gel) demesi, (Gel sana Müslümanlığı öğreteyim de gerçeği gör) demektir. Gel de kâfirliğine devam et demek değildir.

 
Geridön
 





Dünya Namaz Vakitleri


Türkiye Takvimi


Sitemizdeki bilgiler, bütün insanların istifadesi için hazırlanmıştır.
Orjinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.